İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Ekmekcioğlu, Ayazağa’daki selin daha önce yapay zekâ desteğiyle hazırladıkları risk haritasıyla örtüştüğünü söyledi. Ekmekcioğlu, benzer taşkınların yaşanabileceği alanlar arasında Beykoz’daki dere vadilerini de gösterdi.
İstanbul’da etkili olan kuvvetli yağışların ardından Ayazağa’da meydana gelen sel, dere yataklarının kapasitesini, doğal su akış yollarını ve bu alanlardaki yapılaşmayı yeniden tartışmaya açtı.
İTÜ Afet Yönetimi Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ömer Ekmekcioğlu, bölgedeki hasarın yalnızca yağış miktarıyla açıklanamayacağını belirtti. Taşkının nedenlerini anlamak için yukarı havzalardan gelen suların, dere kesitlerinin ve çevredeki yapılaşmanın birlikte incelenmesi gerektiğini ifade etti.
Dere yatakları ve doğal akış güzergâhları çevresindeki yapıların taşkın riskinde önemli bir etken olduğunu kaydeden Ekmekcioğlu, selin ardından dere yatağındaki bazı yapıların kaldırılmasına yönelik çalışmaların da bu meseleyi yeniden gündeme getirdiğini söyledi.
Beykoz’daki Dere Vadilerine Dikkat Çekti
İstanbul’un başka bölgelerinde de benzer yağışların ciddi taşkınlara neden olabileceğini belirten Ekmekcioğlu, Anadolu Yakası’nda Beykoz’daki çeşitli dere vadilerine dikkat çekti.
Yoğun yapılaşmanın bulunduğu ve doğal drenaj sistemlerinin değişime uğradığı havzaların dikkatle incelenmesi gerektiğini vurgulayan uzman, risk değerlendirmesinde bölgenin bütün özelliklerinin dikkate alınması gerektiğini aktardı.
Ekmekcioğlu; Avrupa Yakası’nda Kağıthane ve Alibeyköy dere sistemlerini, Ayamama ve Haramidere havzalarını, Anadolu Yakası’nda ise Kurbağalıdere havzasıyla Beykoz’daki dere vadilerini benzer tehlikelerin oluşabileceği bölgeler arasında sıraladı.
Taşkın Riskinde Yağış Tek Başına Belirleyici Değil
Aynı miktarda yağışın farklı havzalarda farklı sonuçlara yol açabileceğini ifade eden Ekmekcioğlu, taşkınların değerlendirilmesinde yalnızca metrekareye düşen yağışa odaklanılmaması gerektiğini söyledi.
Özellikle Beykoz gibi çok sayıda dere vadisi bulunan ilçelerde, yukarı havzalardan gelen suyun miktarı ile dere yataklarının taşıma kapasitesinin birlikte ele alınması gerektiğini belirtti. Doğal akış yollarının durumu ve bu güzergâhlardaki yapılaşmanın da değerlendirmeye katılmasının önemini vurguladı.
